Teknolojinin sürekli gelişimi, yaşamın her alanında olduğu gibi, elbette sanatın tüm dallarında da etkisini göstermektedir. Müzikte kullanılan elektronik aletlerden, dijital kayıt ortamlarına; mimaride kullanılan hesap makinesinden, bilgisayar destekli çizimlere; resimde bilgisayar ortamında yapılan uygulamalardan, reprodüksiyon baskı tekniklerine; tiyatroda ışıklandırmadan, kostüm ve dekor tasarımına; sinemada kameralardan, ses ve görüntülerde uygulanan efektlere kadar pek çok alanda yoğun olarak bilgisayarlardan yararlanılmaktadır.
Fotograf sanatı da benzer şekilde teknolojik gelişmelerden payını almış olup, objektif tasarımından autofocus makina yapımına, yapay ışık kaynaklarından dijital fotograf makinalarına kadar pek çok aşamada bilgisayarlardan yoğun olarak yararlanılmaktadır.
Fakat bunların ötesinde yaşanan kimi teknolojik gelişmeler, hem kullanılan malzemenin tümüyle farklılaşmasına hem de fotograf dünyasında derin görüş ayrılıkları yaşanmasına yol açmıştır. Fotograf makineleri değişmiş, film yerine disk ya da disket dediğimiz manyetik saklama ortamları kullanılmaya başlanmış, görüntülere her türlü müdahalenin yapılabileceği bilgisayar programları geliştirilmiş ve (ilk zamanlar fotografik tat vermeyen) yazıcılar ile çıkışlar alınmaya başlanmıştır. "Fotografın kimyasal sürecinin tümüyle ortadan kaldırılarak, tamamen dijital (sayısal) ortama geçmesi" olarak adlandırılabilecek bu olgu, haklı olarak etik kaygıları da beraberinde getirmiştir. Fotografa belgesel bir sanat olarak yaklaşanlar için "bilgisayar ortamında fotograf", kabul edilemez bir hile ortamı olarak algılanmıştır. Bu gelişmelerin yaşandığı ilk günlerde "bilgisayar ortamında fotograf" kavramına şiddetle karşı çıkanlar, zamanla yumuşayarak fotografinin bu yeni boyutuna sınırlı da olsa hoşgörü beslemeye başlamışlardır. Bu hoşgörüdeki asıl etken, "bigisayar ortamında fotograf"ın geleneksel kimyasal fotografın yerini hemen ve tamamen devralamayacağının anlaşılması olmuştur. Hatta bu gerçeğin ortaya çıkmasıyla birlikte, (benim gibi) hem geleneksel yöntemlerle fotograf çeken, hem de bilgisayar ortamında bu fotograflar üzerinde oynamalar yapan insanların sayısı hızla artmaya başlamıştır.
Sonuçta, "bilgisayar ortamında fotograf" dediğimiz yeni "kaydetme, saklama, değişiklik yapma ve baskı" sistemi, bizlere bazı avantajlar sağlamış olsa da, temelde fotograf duygusunun değişmesine yol açmamıştır. Görmesini bilen bir göz, yaratmasını bilen bir zihinle birleşince, ortaya çıkan eserin kimyasal ya da dijital olması çok da önemli değildir.
Dijital fotograf ya da sayısal fotograf ya da bilgisayar ortamında fotograf denen kavram ile birlikte fotografın sınırları genişlemiş ve diğer disiplinlerle etkileşimi artmıştır. Böylece, fotografçının hakim olması gereken konuların sayısı ve içeriği de artmıştır. Fotografçının sorumluluğu, buna bağlı olarak da bilgisi, görgüsü ve yeteneklerinin artması söz konusudur. Fotografçı artık yalnızca fizik, kimya ve estetik konusundaki bilgileriyle yetinmeyecek, bunlara ek olarak elektronik/bilgisayar konusunda da kendisini yetiştirmek zorunda kalacaktır.
Bunu bir zorunluluk olarak görmeyenler (ya da en azından kısa vadede böyle görmeyenler) olabilir. Ancak en azından orta vadede (2-5 yıl), bilgisayar bilgisinin bir zorunluluk olacağı açıktır. İster hobi düzeyinde fotografla ilgileniyor olun, isterseniz profesyonel, eğer hala bilgisayar ortamında fotograf ile tanışmadıysanız, benim size tavsiyem, bir an önce tanışın! Böylece bu sihirli ortamın uçsuz bucaksız dünyasındaki bilinmeyenleri keşfedin. Tıpkı geleneksel fotografinin bize sunduğu o inanılmaz güzellikteki dünyanın heyecanı gibi, bilgisayar ortamında fotografi de bize tarifsiz heyecanlar sunuyor. Yani fotograf üretirken duyduğumuz heyecan iki katına çıkıyor.
"Bilgisayar ortamında fotograf" dediğimiz dünyaya iki şekilde adım atabilirsiniz: 1) Bir dijital fotograf makinası satın alarak, 2) Bir tarayıcı (scanner) satın alarak. Bu iki yöntemin de hem avantajları, hem de dezavantajları var. Dijital fotograf makinalarının en büyük avantajı, geleneksel film kullanmadıkları için film banyosu gibi zaman alıcı bir işleme ihtiyaç duymamaları. Böylece hem zamandan büyük tasarruf sağlanırken, hem de kimyasal banyoların neden oldukları son derece zararlı atıklar ortadan kalkmış oluyor. Ancak dijital fotograf makinalarının en büyük dezavantajları çözünürlüklerinin henüz düşük olması. Makul fiyatlı modellerin (1000 $'ın altı) optimal baskı boyutu 13x18 cm düzeyinde, yani ancak anı fotografı çekmek isteyenler için uygun. Yüksek çözünürlüklü modellerin fiyatları ise 3000-20000 $ arasında değişiyor ki, bu fiyatlar da bir amatör fotografçı için (hatta bir profesyonel için bile) çok yüksek.
İkinci yöntem olan, bir tarayıcı aracılığıyla fotografları bilgisayar ortamına aktarma işi ise fiyat açısından çok daha cazip. Eğer yalnızca basılı fotografları (opak) taramayı düşünüyorsanız, fiyatları 60-200 $ arasında değişen çok sayıda seçeneğiniz var. Eğer, basılı fotografların yanı sıra, film taramayı da düşünüyorsanız, 100-450 $ arasında fiyatlara sahip çok sayıda seçenek sizi bekliyor. Bence tarayıcıların en önemli avantajı, geleneksel yöntemlerle fotograf çekme zevkinde bir değişiklik yaratmaması. Yani var olan fotograf malzemelerinizi kullanarak, bildiğiniz şekilde fotograflarınızı çekmeye ve filmlerinizi yıkamaya, hatta baskılarınızı yapmaya devam ediyorsunuz. Tarayıcıların gerçek anlamda bir dezavantajı olmamasına karşın, dijital fotograf makinaları için saydığımız avantajların hiçbirisini taşımamaları, en büyük dezavantaj olarak değerlendirilebilir: Yani hem zamandan tasarruf edemiyoruz, hem de çevreyi kirletmeyi sürdürüyoruz.
Yalnızca film taramak için üretilen çok yüksek çözünürlüklü tarayıcı modelleri de var elbette. Ancak bu araçlar genelde profesyonel kullanıcıya hitap ettiklerinden hem fiyatları oldukça yüksek (400-2800 $), hem de yalnızca 35mm'lik filmi tarayabiliyorlar. Bir de, bir zamanlar çok üstün oldukları düşünülen, şu sıralar ise fazla rağbet görmeyen drum scanner'lar var. Fiyatları hiçbir zaman makul düzeylere düşmeyen bu çok yüksek çözünürlüklü tarayıcılar, yalnızca basın - yayın sektöründe çalışan profesyoneller için geliştirilmişti. Yüksek fiyatları, hantal yapıları ve en kötüsü, filmlerin üzerine sürülmesi gereken o iğrenç jeller yüzünden, son zamanlarda fazla rağbet görmüyorlar. Zaten, amatör fotografçılar için bu tür tarayıcılara hiç gerek yok. Neden mi? Nedeni çok basit: Hiçbir zaman çok yüksek çözünürlüklü bir tarayıcıya gerek yok! Eğer negatiften basılmış bir fotografı taramayı düşünüyorsanız, bu tür bir fotograf ne kadar iyi koşullarda çekilmiş ve basılmış olursa olsun, maksimum detayı 200-240 dpi'da verir. Yani siz ne kadar yüksek çözünürlükte tararsanız tarayın, böyle bir fotograftan alabileceğiniz maksimum çözünürlük 240 dpi'dır (hadi bilemediniz 300 dpi olsun!). Bu nedenle, özellikle baskı fotograftan bilgisayara görüntü aktarırken, çok büyük boyutlu dosyalar oluşturmaya hiç gerek yoktur.
Filmlere gelince, durum biraz daha farklı. Özellikle düşük ASA'lı diapozitif filmler, çok kaliteli optikler kullanılarak çok iyi pozlanıp, çok iyi banyo edilirlerse, 3400 dpi'lık değerlerde maksimum detaya ulaşırlar. Ancak 100 ASA'lık amatör bir filmin, ortalama bir optikle çok iyi koşullarda çekilip yıkandığını düşünürsek, 2000-2500 dpi'lık çözünürlük bizim ulaşabileceğimiz maksimum ayrıntıyı verir. Film, çekim ve banyo koşullarının daha da olumsuzlaşması durumunda ise maksimum ayrıntı alabileceğiniz çözünürlük 1000 dpi'ın bile altına düşecektir.
Hep daha fazla çözünürlük peşinde olanlar için bu değerler belki şaşırtıcı gelmiştir. Ama ne yapalım ki gerçek böyle! Kullandığımız filmlerin fiziksel sınırları düşündüğümüzden daha düşük. Bilgisayar teknolojisi, şu anda fiyatı yüksek te olsa, en keskin filmin çözünürlüğünü yakalamış durumda. Bu hızla gelişmesi durumunda, kısa bir süre sonra, insanlar artık "yeterli çözünürlüğe sahip olmadığı için" geleneksel fotograf filmlerini terk etmeye başlayacaklar gibi görünüyor!
