adobem 08:35 23-Mayıs-2008
Kene vakaları neden önlenemiyor?
Bu 1-2 yıllık bir süreç değil. Doğada yaşayan bir varlık olduğunu bilerek dikkat edilmesi gerekiyor. Bundan sonra sürekli karşılaşabileceğimiz bir şey. Azalmıyor, artıyor. Tehlikeler daha çok artacak, belki bu virüsü taşıyan keneler de zaman içinde daha çok büyük şehirlere gelecek. Şu anda bu tehlike az olmakla birlikte zaman içinde artabilir. Hem küresel ısınma, hem de hayvanların göçü nedeniyle. Tokat’tan havalanan kuş başka bir şehire geçerken, kene de onunla geçecek. Özellikle kurban dönemlerinde büyükbaş ve küçükbaş hayvan hareketleriyle keneler de yer değiştiriyor. Zaman içinde daha çok kene ısırığı yaşayabileceğiz. Bunun için bilinçli olmak ve önlemler almak gerekiyor. Kenelerin de VIP’i olabilir. Kenelerin ağırlıkla yaşadığı alanlar diye baktığımız zaman, daha çok çalılık, otluk alanlar, orman ve su kıyıları olduğunu görüyoruz. Buralarda yaşıyor ve üreyebilmek için kana ihtiyaç duyuyor. Özellikle dişi keneler, yumurtalarını geliştirebilmek için konağa ihtiyaç duyarlar. Bu konak bir hayvan veya insan olabilir. Bunlardan birine yerleştiğinde yaklaşık 7 gün kan emiyor. Eğer konak bu sırada hareket ederse, keneyi de değişik bölgelere taşıyabiliyor.
YAZIN KENE KIŞIN KUŞ GRİBİ
Sadece Türkiye’de mi görülüyor?
Hayır. Hem komşu ülkelerimiz, hem Rusya’da var. Türki Cumhuriyetler’de, Irak, İran civarında var. Afrika’nın ortasından başlayan bir dalga diye düşünelim. Batı Afrika’da fazla yok, ama Orta ve Doğu Afrika’da, Ortadoğu ülkelerinde var. Bu yol biraz kuşların göç yoluna uyuyor. Aslında bu hastalığın yayılımında da özellikle de kanatlı hayvanların göçen kanatlı hayvanların etkisinin fazla olduğu düşünülüyor. Kuş gribinde de kuş göçü önem taşıdığı için aslında bu örtüşen bir süreç. Yazın kene, kışın da kuş gribi dalgası aşağı yukarı aynı çevreyi etkiliyor.
Türkiye’de hangi şehirlerde yaygın?
Kelkit Vadisi dediğimiz Tokat, Çorum, Sivas civarında yoğun olarak görülüyor. Ama sadece bu civarda yok. Kenenin değişik türleri var. Her kene türünde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığını taşıyan virüs yok. Daha çok “hyalomma” denilen virüsü taşıyor. Bu cins kene de daha çok bu civarda yer alıyor. Kuşların konup göçtüğü alan olarak daha çok o civarda bulunuyor. Son dönemde artışı ve yayılışının temel nedenlerinden biri aslında küresel ısınmayla örtüşüyor.
İSTANBUL’DA KIRIM KONGO VİRÜSÜNE RASTLANMADI
Sivas’tan veya Tokat’tan keneyi alıp İstanbul’a gelen insanlar oluyor. Hastalık tanısı İstanbul’da konuyor. Ancak geriye dönük inceleme yapıldığında 3-5 gün önce kırsal bir alanda bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle Esenboğa’da veya İstanbul’un herhangi bir yerinde keneyle rastlaşmamız mümkün olabiliyor. İstanbul bölgesinde de özellikle kırsal alanda kene var. Ancak bu kenelerde henüz Kırım Kongo virüsünü taşıyan tipe rastlanmadı. Marmara bölgesinde henüz bu tip kenelere rastlanmış değil. En son Bilecik civarında saptandı. Onun daha batısında rastlanmış bu tip bir kene yok.
Keneler mi arttı, bilinç mi?
Bir kene bir seferde yaklaşık 7 bin yumurta yumurtluyor. Havaların ısınmasıyla birlikte yumurtlama da artıyor. Dolayısıyla kene topluluğunda yoğun bir artış ortaya çıkıyor. Bu birinci nokta. Bunun ötesinde, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan insanlar bilir; öteden beri insanlarda ve hayvanlarda kene yapışması olur ve insanlar bunu çıkartır. Ama duyarlılığın artması, ölümlerin keneye bağlanması, basına yansıması ve bilinçlendirme çalışmalarıyla hastanelere başvurular da arttı. Kenelerin artmasıyla, toplumsal duyarlılık da arttı. Bunu tek bir nedene bağlama mümkün değil. Böyle çok bileşenli nedenleri var.
Hastalığın belirtileri neler?
Hastalığın bulguları genellikle 2-8 gün arasında ortaya çıkabiliyor. Bulgular genellikle ateş, terleme, cilt veya organ kanamaları şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kenenin taşıdığı virüsü aldığımız zaman bu virüsün bronşit gibi, grip gibi bir tedavisi yok. Kişi virüsü aldıktan sonra, bağışıklık sürecine bağlı olarak, herkeste hastalık bulguları ortaya çıkmayabiliyor. Hastalık bulguları ortaya çıktığında tehlikeli olan, ölüme ****üren de kanamalar. Cilt ya da iç kanama olabiliyor.
GÜÇSÜZ OLANLAR RİSK GRUBUNDA
Tedavisi yok mu?
Yapılan esas olarak “destek tedavisi” dediğimiz, hastada ortaya çıkan bulguları iyileştirmeye yönelik oluyor. Kanama oluyorsa trombosit dediğimiz bir madde veya serum veriliyor, sıvı kaybı yerine konuluyor. Buradaki temel yaklaşım kişinin bünyesinin yeterince güç kazanması ve yeniden kendi kendini iyileştirebilir hale gelmesi. Yoksa herhangi bir ilaç verilerek bu hastalık tedavi edilemiyor. Bu nedenle bağışıklık sistemini desteklemeye yönelik veya hastada o andaki bulguları ortadan kaldırmaya yönelik süreç, bazen normal hastane koşullarında, bazen yoğun bakımda işliyor. Kene vücutta varsa hemen tedaviye alınmıyor. Ancak hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra tedavi altına alınabiliyor. O zaman da kişinin bağışıklık sistemi uyandırılarak, desteklenerek hastalığı yenmeye sağlanması çalışılıyor. Çünkü erken aşamada yapılabilecek birşey yok. Henüz kanama olmamışken kanamaya yönelik bir takviye yapmak mantıklı değil. Dünyada tespit edilebilmiş bir ilacı henüz yok. Kuş gribinde de, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nde de böyle. Bazı kanser tiplerinde, AIDS’te olduğu gibi. Bu tip hastalıklarla ilgili araştırmalar sürüyor ama henüz tespit edilebilmiş bir aşı veya tedavi edici ilaç yok.
Risk grubunda kimler var?
Bağışıklık sistemi daha güçsüz olanlar, yaşlı, çocuk ya da kalp, şeker gibi kronik rahatsızlığı bulunanlarda öldürücülük oranı biraz daha yüksek.
DOĞANIN DENGESİNE MÜDAHALE SORUN YARATIR
Ölüm riski ne kadar yüksek?
Hastalık bulguları ortaya çıktıktan sonra öldürücü olma oranı yüzde 5’ler civarında.