Jan Saudek, Çek fotoğrafının en özgün gözlerinden biri. Tanıklık ettiği tüm politik olaylara karşın bunları kendi fotoğraf dünyasına sokmayan Saudek, yıkık dökük bodrum duvarları önünde kendi gerçekliğini yaratıyor. Aşk, cinsellik ve sıvaları dökülmüş duvarlar arasında akıp geçen bir yaşam… Kimileri tarafından sapkınlıkla, estetik ve ahlâk kurallarına saygısızlıkla suçlanıp en ağır eleştirilere maruz kalırken, aykırı karelerine alkış tutanların sayısı da giderek artıyor. Saudek’in masumiyeti saldırganlığa dönüştüren, insanı çıplaklığıyla yüzleşmeye zorlayan dünyası… Jan Saudek fotoğrafın sığınağından toplumu alttan alta kışkırtmayı sürdürüyor.
“1935 yılında annem Karl’ı dünyaya getirdi ve hemen onun üzerine de beni; sanki sonradan akla gelmiş bir fikir gibi.”
ekoslovakya fotoğraf tarihinin en kışkırtıcı adlarından Jan Saudek yaşam öyküsünü anlatmaya böyle başlıyor. Tam olarak anlaşılamamış, daha çok eleştirilmiş bir sanatçı Jan Saudek. Çürümüş duvarların önünde cüretkârca kendilerini teşhir eden modellerle tanımladığı bir dünyada sessizce yaşamaya çabalayan bir fotoğrafçı. Yaşamı boyunca sürekli kaybetmiş ve kaybettiklerini yeniden kazanamamış Alman asıllı bir Çek. Kendini her zaman geriye itmiş, kaçmış ve başkaları tarafından itilmiş ve kovalanmış. Doğumunu tanımladığı sözlerle “sonradan akla gelmiş” olmak Saudek’in yaşamı boyunca hep ikinci planda kalmasını belirlemiş bu anlamda. Fakat Saudek’in yaşamı boyunca karşılaştığı tüm olumsuzluklar göz önüne alındığında bu “kaybetme” durumu öznel bir değerlendirmeden çok dönemin koşullarından kaynaklanan zorunlu bir izolasyon olarak görülüyor.
Saudek, küçük yaşta savaşa, masum insanların göz göre göre öldürüldüklerine tanıklık etti ve bu bilinçle büyüdü. Hitler zamanında Ari ırka ait olmayanlara uygulanan yaptırımlara kendi ailesi de maruz kalmıştı. Babası savaş sırasında işini kaybetmiş; bunun ertesinde de Theresienstadt toplama kampına alınmıştı. Kamptan sağ kurtulmayı başarmış olsa da savaştan sonra geçmişteki saygın konumunu yeniden elde etmesi mümkün olmadı. Bu sırada genç Jan da okulu terk etmek zorunda kaldı. Aile bu şekilde bir varolma savaşı verirken Saudek’in fotoğrafa olan eğilimi yeterince dikkat çekmiyordu. 1950 yılında Kodak Baby Brownie model bir fotoğraf makinesi edindi, fakat bu makinayla çektiği ilk fotoğraflar “kitsch” bulunarak alaycı eleştirilere uğrayınca Saudek de fotoğrafı bir süre için de olsa bırakmaya karar verdi.
Saudek, genellikle manzara ya da nesnelere ilgi göstermez. Onu asıl meşgul eden, tüm ilişki biçimleriyle ele alınan “insan”dır. Bakış açısı yıllar geçtikçe değişmiş olsa da Saudek bu esas konuya daima sadık kaldı.
Jan Saudek, insan yaşamını incelerken “Kadın-Erkek-Çocuk” üçgenini ana eksene oturtur ve bu figürlerin betimlediği toplumsal rolleri araştırır. Bu anlamda, Edward Steichen’ın ünlü sergisi “Family of Man” Saudek’in en büyük yol göstericilerinden olmuştur. Sergi Çekoslovakya’ya uğramamış olsa da, sergi kataloğu bir şekilde Saudek’in eline geçmiş ve Saudek kendisinin de insanlar üzerine buna benzer bir şeyler yapması gerektiğine karar vermişti.
“Family Of Man” Saudek’e fotoğraf çekmenin süslü resimler yapmaktan ibaret olmadığını öğretmiş ve insan ilişkileri üzerine pek çok şeyi daha açık bir biçimde anlamasına yardımcı olmuştu. O dönemde çektiği fotoğraflar gerçekten de “insan”ı çarpıcı özellikleriyle ortaya serer. En ünlü fotoğraflarından biri olan “Life”ta (Yaşam) yeni doğmuş çocuğunu şefkatle tutan kaslı bedeniyle güçlü babayı görürüz. Bu fotoğraf için Saudek önce bir halterciyi model olarak kullanmayı düşünmüş, fakat daha sonra asıl vurgulanması gerekenin güçlü baba değil de baba ile çocuk arasındaki ilişki olması gerektiğini görmüş ve haltercinin yerine kendisi geçmiştir. Bu örnekten yola çıkarak Saudek’in anlatması gerekenin özünü yakalamaya çalıştığı söylenebilir.
Annesinin göğsüne bastırdığı çocuk, sağlam yetişkin bacaklarının önünde tedirgin yürümeye çabalayan bebeğin ilk adımları, kocaman bir erkek eliyle çevrelenmiş bebek eli klasik toplumsal rolleri romantizm ile pekiştirir. Koruyucu erkek, şefkatli kadın, çaresiz ve korunmaya muhtaç çocuk…
Saudek hiçbir zaman “anı dondurmak” gibi bir yaklaşıma sahip olmadı. Bunun yerine tasarladığı bir sahne üzerinden giderek, modellerini yönlendirir. Modellerini aile ve arkadaş çevresinden, sevgililerinden seçer, kimi zaman da objektifin önüne kendisi de geçer. Bununla beraber Saudek, özellikle 1970’ten sonra fotoğraflarında kadınlara yönelmiştir. Kadın, bu fotoğraflarda ideal güzellik kalıplarından sıyrılır: İri, sarkık göğüsler, devasa kalçalar, yırtılmış çoraplardan taşan bacaklar, katlanan göbekler birbirini çağrıştıran figürler olarak gösterilir. Saudek’in dünyasında kadınlar müdahaleci bir yönetmene boyun eğen oyunculara dönüşür.
1970’ten sonra iç mekânda yoğunlaşan Saudek için 1972’te geçici olarak yerleştiği bodrum katı, giderek yaratıcı fikirlerini özgürce gerçekleştirebileceği bir yer, bir sığınak haline geldi. Sıvaları yer yer dökülmüş, duvarları küf tutmuş bu bodrum katı, zamanla Saudek’in fotoğraflarının vazgeçilmez fonunu oluşturdu. Böylece ön plandaki figürlerin tüm parçalanmışlığı en iyi biçimde tamamlanmış oluyordu.
Meşhur bodrum katı, tüm sefaletiyle Saudek’in hayatını yansıtır bir anlamda. 1982’ye dek gündüzleri bir fabrikada çalışan Saudek, tüm dünyanın fotoğraflarını hayranlıkla izlediği zamanlarda fotoğraflarını kendi ülkesinde sergileme şansından yoksundu. Yıllarca birbirini izleyen faşist ve sosyalist rejimlerin boyunduruğu altında korku içinde hayatını sürdürdü. Saudek bu korkunun, giderek aslında var olmayan tehlikeler için bile yaşandığını söyler. Her şeyden ve herkesten korkmaya varan bir psikoloji: “Panfobi”. Yine Saudek’e göre, bir kez polis tarafından takibe alınmış olmak bu korkulara yol açmaya yeter de artar bile. Gerçekten de Saudek, pornografi, homoseksüellik, yurt dışında izinsiz faaliyet gösterme, döviz suçu, reşit olmayanların cinsel yönden kötüye kullanılması, sanat eserlerinin izinsiz yurtdışına çıkarılması gibi nedenlerde hükümet tarafından sık sık incelemeye alınmış, evi sürekli aranmış, baskı ve negatiflerine el konulmuştu. Belli aralıklarla polise raporlar vermeye zorlanmış hatta fotoğraflarında görülen kişiler de polis tarafından sorgulanmıştı. Ama Saudek, devletin hiç değilse bu vesileyle onunla ilgilendiğini söyleyerek bu duruma ironi ile yaklaşır.
Saudek bu düşüncesinde haksız da sayılmaz. Herhangi bir sanatçı birliğine veya herhangi başka bir otoriteye dahil olmayan fotoğrafçı kendi dünyasına itilmiş olarak yaşar. Bir zamanlar, onun bir CIA ya da FBI ajanı olduğunu, başka bir ülkede yaşadığını veyahut da yakın bir zamanda öldüğünü düşünenler bile vardı. Çek Kültür Bakanlığı da bir keresinde dışarıdan gelen bir araştırmaya yanıt olarak Saudek’in hayatta olmadığını bildirmişti.
Saudek kendi ülkesinde böylesine dışlanırken ABD, Fransa ve Avustralya gibi ülkelerde büyük hayranlıkla karşılandı. Özellikle 1969 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı gezi onun yurtdışında tanınmasına büyük katkı sağladı. Yurtdışında ardarda sergilerinin açılması Saudek için parasal destek anlamına geliyordu aynı zamanda. Öyle ki Hollandalı basımevi “Art Unlimited” ile yaptığı anlaşma sayesinde 1984 yılında fabrikadaki işinden de ayrılması mümkün oldu.
Tanıklık ettiği tüm politik olaylara karşın Saudek bunları kendi fotoğraf dünyasına sokmadı. Bu da onun sosyal değişimlerden bağımsız bir biçimde kendi yolunu izleyen bir sanatçı olarak görülmesinde etkili oluyordu. Saudek 1968’den sonra da o dönem Çek fotoğrafının ana eksenini oluşturan belgesel fotoğrafçılıktan uzak durdu ve özellikle 1970’ten sonra insanın cinselliğine yöneldi. “Nü” fotoğrafçılığı Çek fotoğrafçılar içinde pek ilgi gören bir tema değildi. Bu da Saudek’i döneminin diğer fotoğrafçılarından ayrı tutan başka bir etken oldu.
Fotoğraflarıyla özdeşleşen o bodrum katına taşınmasaydı Saudek’in fotoğraf hayatı nasıl şekillenirdi; bunu kestirmek zor görünüyor. İçine kapanık kişiliği, onun yaşadığı bu bodrum katıyla son derece büyük uyum gösterir. Burada, kendi dünyasında Saudek’in kendi kuralları geçerlidir. Saudek’in kadınları da bir anlamda kendilerini fotoğrafçı sayesinde bu sefil ortamda yeniden keşfeder. Buradaki hayat dışarıdan soyutlanmıştır; fotoğrafları da Saudek’in yaşamının bir suretidir. “Başkalarının hayatlarını gösterme kapasitesine sahip değilim. Ben kendi yaşamımı anlatıyorum” der Saudek fotoğrafları için. Bu anlamda Saudek’in başarısı modelleriyle ilişkilerinin gerçekliğine ve derinliğine bağlanabilir. Veronika, Marie, Susanna… Fotoğrafçı onları sürekli izlemektedir. Sürekli bir diyalog söz konusudur bu fotoğraflarda. Kadınların dünyası Saudek’in hiç de yabancısı olmadığı bir dünyadır ve bu aşinalık onun bu dünyada cesurca ilerlemesini sağlar.
Çıplaklık Saudek için vazgeçilmez bir öğedir. “Çıplaklık dünyadaki en doğal şeydir; bugün de yüzyıl öncesiyle aynı ölçüde kadını kadın, erkeği erkek yapan da budur.” diyen Saudek’e göre, bir kadının çıplaklığı da sonsuzluğudur. Özgürlüğüdür. Bu özgürlük içinde modelleri de duygularını ortaya koyarak oyuna dahil olur. Saudek modellerini aktörler olarak görür; fakat onların satranç taşları olmadığını vurgular ısrarla. Ona göre kendisi modellerini yalnızca genel bir rol içine sokar; bu rolü şekillendiren yine modellerdir.
Saudek’in fotoğraflarını elle boyaması, onlara gerçeküstü bir hava katar ve bu hava kıyafetler, aksesuarlar ve makyajla da desteklenir. Hasır şapkalar, çiçek demetleri, kuklalar, korseler, kürkler, şemsiyeler gerçeklikten uzak, hayallerden kurulu bir dünyaya aittir sanki. Bölük pörçük anılar, özlem, çocukluk, kırılganlık gibi çağrışımlar yapar tüm bu elemanlar. Saudek için herhangi bir şey fotoğrafa girebilir; bu konuda da fotoğrafçı yaratıcılığına sınır tanımaz. Fotoğraflarına dış gerçekliği sokmaz, yıkık dökük bodrum duvarları arasında kendi gerçekliğini yaratır. Bu anlamda Saudek’in fotoğraflarını boyaması dış gerçeklikten tam bir kopuş olarak da yorumlanabilir.
Jan Saudek, insanın cinselliğini ironi ile ele alır. Örneğin modellerini önce giyinik daha sonra da aynı pozda fakat çıplak bir biçimde çeker. Bu ironi, insanın özgürleşmesini simgelediği gibi bilinçaltındaki merakın gözler önüne serilmesidir de aynı zamanda. Tüm giysilerin altında aslolan çıplaklıktır ve bundan kaçış yoktur. Burada izleyici Saudek’in sapkınlığının suç ortağı olur artık. Saudek’in, fotoğraflarına yapılan onca ağır eleştiriye rağmen, büyük bir kesimin de hayranlığını kazanmasının nedeni de bu olsa gerek. İtiraf edilemeyen duyguları cesurca ortaya döker Saudek. Bunu da kendine özgü estetik değerleri içinde gerçekleştirir.
Saudek’te “zaman” hep çok önemli bir öğe olmuştur. “5 Years of Veronika” (Veronika’nın 5 Yılı), “10 Years of Marketa” (Marketa’nın 10 yılı) gibi çalışmalarda modeller belli zaman araklıklarıyla çekilmiştir. Böylece zamanın akışı gözler önüne serilir. Yine “My Mother”da (Annem) yaşlı kadın göğsünde genç kızlık resmini taşır. Tüm bu girişimler Saudek’in acımasızca geçen zaman olgusuna bir direniş, anları, anıları saklama düşü olarak da okunabilir.
“Love Story” (Aşk Hikayesi) serisinde dramatik yapı, yapraklarını yavaş yavaş döken bir gül ile kurgulanmıştır. Gül, tamamen solduktan sonra fotoğraftan kaybolur. Bu sembolik anlatım Saudek’in fotoğrafla öykü kurma isteğinin bir örneğidir. Fotoğraflar öykü anlatmalıdır. “Fotoğraf eğer bir öykü anlatmıyorsa fotoğraf değildir.” Yine çarpıcı fotoğraf serilerinden biri olan “Target/Death of a Soldier”da (Hedef/Askerin Ölümü) kat kat giyinmiş bir askerin giysilerini yavaş yavaş çıkarırken karnından vurulmuş olduğu görülür. Son karede asker gitmiş; geriye yalnızca duvarda ve tahta haç üzerinde kan izleri kalmıştır.
1976-77 yıllarında Saudek bodrum katındaki pencereye yöneldi ve bu pencereyi odaklayan sahneler tasarlamaya başladı. Pencerenin görüntüsünü yaptığı montajlarla değiştiriyor, sahnelerin konularına göre pencerenin gerisinde bambaşka arka planlar görülüyordu: Bulutlar, şehir ışıkları, ay, yıldızlar, uçakların gökyüzündeki izleri pencereye doğru yürüyen, yüzleri pencereye dönük oturan modellerin önünden geçip gidiyordu.
1984’ten sonra Saudek’in fotoğraflarında kadınlara dönük duygusallık ve romantizm zamanla yerini agresifliğe, aşağılama ve hor görmeye bıraktı. Bu dönemde kadının yüceltilmesi sona erdi. Erkek, sahneye yeni bir seks idolü olarak çıktı. Artık fotoğrafçı ile modeli arasındaki erotik gerilim ortadan kalkmıştı. Fotoğrafçı, kadın bedeninin tabu sayılan bölgelerine daha çok ilgi göstermeye ve kadınları giderek daha fazla baskı altına almaya başladı.
İlk fotoğraflarından bu yana otuz yıl geçmesine rağmen, Saudek en çok tartışılan fotoğrafçılardan biri olmaya devam ediyor. Sanatçı bir yandan hâlâ pek çok kişi tarafından sapkınlıkla, estetik ve ahlâk kurallarına saygısızlıkla suçlansa da fotoğrafları kartpostallar, takvimler ve kitaplar yoluyla tüm dünyada on binlerce kişiye ulaşıyor. “O küçük insanlara mahsus olan, büyük bir delikten kendi kendine yukarı tırmanma ve sonunda güneşe varma isteği bilinçsiz olarak belki benim içimde de bulunuyordu.” diyen Saudek baskı altında geçen bir yaşamın sonuna doğru tüm dünya da hak ettiği ilgiyi kazanmışa benziyor.
http://www.saudek.com
No comments yet. Be the first.
